Benimle Söyleşiler Fabrikadan Düşünceler

Aklıma iz olanlar I

13 Şubat 2021

Bakmayın görünür olduğuma:

Benim için her şeyin güzel olduğuna inandığım o noktadan sonra bu güzelliklerin getirisini merak etmekten vazgeçerek uzaklaşmaya karar verdim. Rolü bana ait olan bir yaşama dışarıdan birilerinin katılımıyla şekil veya yön vereceğime inanıyorsanız aldanıyorsunuz demektir. Uzaklardan seyirci kaldığım o yerlerin önüne yüksek katlı binalar dikildi. Üzücü olan yanı da bu; görerek özlem duymak yerine beton duvarların ardında duruyor olmasını tasvir ederek hasret kalmaya çalışmak…

Yani idame ettirdiğim hayat benimdir; başkalarının ya da başkasının değildir!

Hayatımı birisinin ömrüne armağan edip ” seninle bu yolda ölene kadar beraberim ” demeyi hiç etik bulmuyorum, bulamıyorum. İnsanın bir insana ömür armağan etmesi hangi haddin hududun çevresindedir? Bir keresinde ömür bağışlamak kendinden vazgeçmektir. Kendinden vazgeçtiğin bir hayatın içinde sürdürülen ” zaman ” kime doyurucu gelebilir? Sana mı, yapma! Tanrıya mı, hiç sanmam. Önceliğini bilmeyen birisinin kat edeceği mesafeler pekala kimsenin dikkatini çekmeyecektir. Burada ” e hayat benim, birilerinin dikkatini çekmek için niye uğraşayım ” diyebilirsiniz. O zaman da şu soruyu sormam gerekir, ‘ bir hayata ömür verecektin? ”
Sorarım kim önemser yollarda insansız elbisenin ilerlemesini? Evet, şaşkınlık yaratır. Merak bir yere kadar insanı cezbedecektir ama inanına alışıldığında olağanlık rafına kaldırılacaktır.

Ömür, sabahından gecesine, dününden bugününe, bugününden yarınına uzanan soluksuz bir zamana inşa edilmiş yoldur. Tabanlarının değmediği yerlere başkalarının tabanlarını değdirme… İz taşıma…

Onlar mı, hani şu her şeyin en iyisini bilenler mi?

Bakmayın insanların sizin için türlü anlatımlarda bulunmalarına. Ağız dolusu kelimeleri avazın çıktığı kadar haykırsanız da ulaşmaz, evet onlara ulaşmaz hatta kimseye ulaşmaz. Ne yaparsanız yapın hatalı, sorunlu veya yanlış anlaşılan yine ve yeniden siz olacaksınız. Yüzeye çıkmak için kollarınızı ne kadar çok hareket halinde tutarsanız o denli dibe batacaksınızdır. Aslında kurtulmak gerekirken sizi dibe batırmak için recm ederler. Evet recm  anlayışsız insanların dünyasında bir ilkedir, yasadır, kabul görmüş bir olgudur. Toprağa gömülmüş bir canın başına atılan taşlar insanı ani şoka ve ölüme götürürken burada bahsettiğim recm ise daha çok paçanızdan çekilmeye benzetebiliriz.

Coğrafyamızda merdivenleri emin adımlarla çıkanların paçalarına yapışan bir yığın insan görebilirsiniz. ‘ Benim olmadığım yerde senin de işin olamaz ‘ anlayışıyla adımlara recm uygularlar ve karşılığında memnuniyetsiz bir memnunluk içinde olurlar.

Ne mi yapmalıyız?

Buna çözüm yoktur. Yapılacak şeyler yoktur. Var olmasına var ama hepsi insanlar tarafından denenmiş ve sonuçları ise hüsrana uğratılarak zayıflatılmıştır. Kendimden örnek verecek olursam ” he ” deyip geçiyorum. Birilerinin hayatına uğramayı merak etmiyorum.

Her ne kadar iyi olsanız da illa ki birilerinde kötü izler bırakmışsınızdır.


Birilerine ihtiyaç duymuyorum aslında. Bir şeylere ihtiyaç duyduğumda önceliğimi kendimde arıyorum. Bu eksikliğimi veya merakımı kendimde ele almayı daha uygun görüyorum keza birilerinin yaşatacağı en olunmadık durumlar insana tecrübe kazandırır diyorlar da aslında alakası yoktur. İnsan yanlışlarını kendisi yapmadığı müddetçe hiçbir şey ders vermez, tecrübe kazanamaz. Birilerinin sizin üzerinizde yaptıkları bir hata değil boş bulunmanızdır. Çözüm varsa sonuçta vardır, bu sebepten ötürü de kendimden önce birilerinden yardım istemeyi kendime güçsüzlük olarak haykırırım.
Yollara bıraktığınız izler, yaralar, anılar sadece sizinse yürümesi keyiflidir. Başkalarının size armağan ettiği avuç dolusu iyilikler, yardımlar, sızılar ve üzüntüler yük olmaktan öteye gitmez. Zira canınızın dokunmadıklarına umut beslemeniz ne hüzün vericidir…

(Konu dışı)
Her gidiş kaçış değil kabuk değiştirmedir.

Yıllardır sürdürülen ve henüz net bir cevabı olmayan soru. Giden mi yoksa kalan mı daha çok üzülür…
Ben gidenler tarafında oyumu kullanmak istiyorum.
Kalanların, gidenlerden daha az üzüleceğine inanmamı sağlayan en büyük sebep geçmişin merkezinde olmalarıdır. Merkezde olanlar yanında o kişinin olmamasından ötürü merkezini bombalamaya başlarlar. Kimse kendisini eksilten yerde fazla kalmaya zorlanamaz.

İşin şu tarafı da var ki bu da muallaktır. Herkes kimin gittiğini veya kaldığını bilmez. Herkes kendince kalan oluyor ve yine kendince giden oluyor. Rayda iki yöne ayrılan bir seremoni seyredilmiyor aksine ray üzerinde sadece aralarında iki metrelik mesafeyle aynı yöne doğru yürünüyor.
Merkezinde yalnız ” kalan ” kişi en kısa sürede olağan yaşam döngüsüne ayak uyduracaktır. Gidenler için bu geçerli değildir. Zira gidenler akıllarını geride bırakır. Derler ya ” kalbinden geçeni yap veya dinle.”

Bu gidenler için mümkün değildir dediğim gibi tüm yaşam eylemlerini sağlayacak güçleri geride bırakmışlardır. Hayatlarına yön vermeleri kolay görünse de aslında kanamalı olmuştur.. Kalanlar, geçmişin içinde kaldığından atlamak için bir yol izlemelerine gerek olmayacaktır. Bir yerden sonra diğer kişi haricinde hiçbir önemi olmayan ” yaşanmışlıklar ” yılgınlıklar yaratmaya başlayacaktır. Atlatmayı başardığında ki genelde atlatırlar, hemen hayata atılır ve yaşananları gün be gün değersiz kılmak için hatırlamamaya özen gösterirler.

Gidenler hayatın esintisini kestiremediği için devamlı enkazlar altında kalırlar.

Bu enkazlar başkalarında onu aramayı, yaşananları hissetmeyi, o günlerde olmayı arzulamak gibi atılımlar, yaklaşımlar içinde bırakacağından sürekli içlerine devrilirler. Onları güçlü kılan geçmiş, gözlerinin önünde değildir. Akıllarında hiç değildir, kalplerinde zaten değil. Çünkü kalp ve akıl gidenleri ” vuslat ıstırabına ” sürgün eder…
Gidenler bu yüzden daha çok üzülür kalanlara nazaran…

 

 

Fotoğrafın alındığı profil

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.